Dünya HaberleriSon Dakika Gelişmeleri

İsrail, ABD-İran Mutabakatını Nasıl Tanımlıyor?

İsrail'in ABD-İran mutabakatına "bizi bağlamaz" tepkisi, Orta Doğu'da yeni bir kırılma noktasının habercisi mi? İslamabad Mutabakatı'nın imzalanmasının hemen ardından Netanyahu ve Bakan Ben-Gvir'in açıklamaları, Washington ile Tel Aviv arasındaki ilişkileri derinlemesine biçimde sorgulatıyor.

Orta Doğu’nun kırılganlığı, yıllar içinde pek çok büyük çalkantıya sahne oldu. Ancak 15 Haziran 2026 gecesi kamuoyuna duyurulan İslamabad Mutabakatı, bu dengeleri evrensel bir zeminde tartışmaya açtı. ABD ile İran arasında 107 gün süren savaşın ardından varılan bu anlaşma, bölgesel barış umutlarını yeşertirken İsrail’den yükselen sert tepkiler tüm dünyada ayrı ayrı oturuyordu. İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile Başbakan Binyamin Netanyahu’nun açıklamaları, yalnızca 1 ülkenin tutumunu değil, küresel güç dengelerindeki derin çatlakları da göz önüne serdi. Bu çatlakların nereye döneceği, bugün hala yanıt bekleyen bir soru olarak masada duruyor. Söz konusu tablonun tüm boyutlarıyla anlaşılabilmesi için olayların nasıl takip edildiğini görmek gerekiyor.

İslamabad Mutabakatı Nasıl Ortaya Çıktı?

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 15 Haziran 2026 gecesi ABD ve İran’ın 28 Şubat’tan bu yana süren savaşın ardından barış savaşına resmi olarak varıldığını duyurdu. İslamabad Mutabakatı adı verilen bu anlaşmayı 2. taraf da doğruladı ve Şerif, 2. taraf Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonlar gerçekleştirdi ve kalıcı biçimde sona erdiğini ilan ettiğini aktardı. Resmi imza töreninin ise 19 Haziran’da İsviçre’de gerçekleşeceği açıklandı. Pakistan başbakanı, ABD ve İran’ın işleyişi çözüm bağlantıları nedeniyle teşekkür ederken arabuluculuk oranları Katar ve Suudi Arabistan’a da ayrıca ayrıcalıklı takdirle ve katkı sağladı. Trump, kendi sosyal medya hesabından anlaşmanın tamamlandığını duyurarak Hürmüz Boğazı’nın ücretsiz açılmasını ve ABD donanımının ablukasının çaresizliğini onayladığını açıkladı. Anlaşmanın kamuoyuna yansıması hem uluslararası arenada büyük yankı uyandırdı hem de İsrail’de derin bir şok etkisi yarattı. Bu şokun ardında yatan asıl neden, Tel Aviv’in mücadele sürecinin büyük ölçüde dışarıda bırakılmış olmasıydı.

Netanyahu Sürecinin Nedeni Kaçırdı?

ABD ile İran arasında aylardır sürdürülen müzakerelerin son aşamada ya da Netanyahu’ya göre elde edilen bilgiler, süreçten büyük ölçüde habersizdi. Netanyahu, son günlerde Trump yönetimine yakın isimlerle ilgili gelişmeler hakkında bilgi toplamaya çalıştı. Bu tablo, sürekli birbirini tamamlayan ittifaklar içinde ortaya çıkıyor, tarihte görülmemiş bir kopuşu simgeliyordu. Trump, Netanyahu’nun anlaşmayı tehdit eden atan hamlelerde bulunduğunu söyledi ve “Kendisi çok zor bir insan; açıkçası bize merhametli olması gerekir. Çünkü İran’ın nükleer silaha sahip olması durumunda İsrail 2 saat bile ayakta kalamazdı.” dedi. Bu ifadeler, Washington ile Tel Aviv arasındaki güvenin ne denli derinleştiğini açıkça ortaya koyuyordu. Anlaşmanın duyurulmasından kısa bir süre önce Lübnan’a yönelik İsrail saldırısının Trump’ı kızdırdığı da ABD medyasına yansıdı. İhlalin aşamasında gerçekleşen bu saldırı, her şeyden önce bir hesap hatası olarak tarihe geçti.

Ben-Gvir ve Katz’dan “Bağlamaz” Tepkisi

İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, mutabakata tepkisini göstererek “Trump’ın anlaşmamızı bağlamaz, İsrail ABD’nin bir sömürgesi değildir.” Hükümetin kısıtlamalarını engelleyen gözlerin önüne serdi. Ben-Gvir, Lübnan’dan İsrail’e fırlatılan 1 insansız hava aracının ya da füzesinin Beyrut’un Dahiye bölgesindeki bir İsrail saldırısıyla sonuçlanacağını öne sürdü. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise ABD-İran mutabakatına karşın İsrail’in güvenlik politikalarında herhangi bir değişiklik yapılmasını önerdi; Ordunun Lübnan’ın işgali altında kurulduğu, Gazze’de ve Suriye’deki askeri varlığının açıkça sürdürüleceği vurgulandı. Katz ayrıca İran’ın İsrail’e yönelik herhangi bir saldırı gerçekleştirmesi durumunda çok daha güçlü bir karşılık verileceğini savundu. Adı açıklanmayan İsrailli kuruluşlara dayanan haberlere göre Netanyahu da Trump’ın İsrail ordusuna telefon ederek Lübnan’da işgal ettiği askerlerin geri çekilmeyeceğini ve saldırılarını sürdüreceğini doğrudan iletti. Bu açıklamaların toplamı bir ara değerlendirildiğinde, İsrail’in mutabakata karşı sergilediği tutum tartışmasız biçimde netlik kazanıyordu.

İsrail Muhalefetinden Sert Eleştiri

Ana muhalefet partisi ‘Gelecek Var’ lideri Yair Lapid, mutabakatla bağlantılı olarak Netanyahu’yu sert bir dille eleştirdi: “Netanyahu savaşı kaybetti. İran cephesinde Netanyahu’nun başarısızlığı kadar mutlak bir başarısızlık anında asla ve asla görülmemiştir; Netanyahu’nun artık bu işi kıvıramadığı gerçeğini kabul etme vaktimiz geldi.” dedi. Trump’ın Netanyahu’ya açıkça ve herkesin önünde “Senin patronun benim ve sana ne söylense onu yapacaksın.” Söylediğini hatırlatan Lapid, bu durumun son derece rahatsız edici olduğunu vurguladı. Muhalefetten artan otobüsler, yalnızca Netanyahu’yu değil, son yıllarda İsrail’in izlediği dış politika çizgisini bütünüyle sorguluyor. İsrail siyasetinin içinde bulunduğu bu sancılı dönemde, hükümet ile muhalefet arasındaki derin kırılmaları gözler önünde sererken liderlik tartışmalarını da alevlendiriyor. Bölgedeki enerji bu açıklamalarla birlikte daha da yükselirken ABD-İran mutabakatının sahadaki etkisine ilişkin sorular de birlikte kullanıma devam ediyor. Müttefikler arasında bu kamuoyundaki tartışmanın ne yönde şekilleneceği, kısa süren İsrail iç siyasetini belirleyecek ve kritik olaylardan biri olacak.

Kişisel Katılımın ve Nükleer Kişiliğin

Taslak mutabakata İran’a göre bazı temel tutarlılıklarda bulunmaktadır; Bunların başında hiçbir koşulda nükleer silah edinilmemesi geliyor. Yıllardır uluslararası toplumun ilişkilerinde bulunan zenginleştirilmiş uranyum stokuna ilişkin süreleri de anlaşmanın temel başlıkları arasında yer almaktadır. Trump’a göre ABD’li bir yetkilinin aktardığına göre İran’da yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum ancak BM denetleyicilerinin gözetiminde seyreltilmesi seçeneği sıcak yapılıyor. ABD Başkanı ayrıca İran yönetiminin protestoculara yönelik şiddet uygulamaları halinde yaptırımların kaldırılmayacağını ve İran’ın 25 milyar silah seçeneğine erişemeyeceğini açıkladı. İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı Kazım Garibabadi ise mutabakat metninin tamamlanarak İsviçre’deki resmi imza töreninin 19 Haziran’da gerçekleşeceğini bildirdi; İran’ın nükleer silah üretemeyeceğini ve kazanmayacağını kabul edeceğini, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağını da sözlerine ekledi. Anlaşmanın imzalanmasının ardından 60 günlük bir süreç yaptırımları, nükleer program ve ekonomik krizler gibi konuların anlaşmaları açıkça ifade edildi. Tüm bu koşullar bir arada değerlendirildiğinde, anlaşmanın gerçek anlamda hayata geçirilip geçirilmeyeceği sorusu özellikle İsrail’in tutumu göz önünde bulundurulduğunda yanıt verilmesi ve güç sorulmaya devam ediyor. Mutabakatın kalıcılığı, hem İran’ın iç siyasi dinamiklerine hem de ABD’nin Tel Aviv üzerinde ne ölçüde etkili olabileceğine bağlı olarak gelecek haftalarda netlik kazanacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın